
Bazı yabancı sermayeli firmaların üretimlerini durdurarak Türkiye’den çekilme kararı almaları, reel sektörün içinde yaşadığı koşulları anlatan üzücü bir örnek.
Üretimi durdurma kararının gecikmeden önlem alınması gerektiğini ortaya koyduğuna dikkat çekmek istiyorum. Bir ülkede yatırıma yönelmek kolay bir süreç değil. Üretim sürerken ‘çekilme’nin döviz ihtiyacının karşılanması, teknoloji transferi, istihdam ve küresel entegrasyon açısından çok talihsiz bir karar olduğunu ifade etmek istiyorum.
Yabancı sermayenin cari denge ve sürdürülebilir büyüme bakımından önemine dikkat çekmek istiyorum. Kocaeli’de 450 kadar yabancı sermayeli firma faaliyet gösteriyor. Yabancı sermaye, gelişmiş ve kuralların oturmuş olduğu istikrarlı pazarları tercih ediyor. Kocaeli gibi bir bölgeden geri dönüş, arkasının gelmesi endişesi yaratıyor.
SAVAŞ VE ENERJİ FİYATLARI
Savaşın doğrudan etkilerinin yanı sıra yarattığı tedirginlik de sürüyor. Enerji fiyatları üzerinden maliyetler üzerinde doğrudan baskı yaratıyor. Dinamik kararlar ve akılcı önlemlerle bu zorlu dönemin aşılması gerekiyor.
REEL SEKTÖRE DESTEK ÖNEMLİ
Üretim ve ihracat yapan reel sektör kuruluşlarının kurumlar vergisinin yüzde 12,5’e çekilmesi yerinde bir karar. Bu kararın mevcutların korunması ve yeni yabancı sermaye yatırımı çekilmesi açısından önemli bir destek olduğunu düşünüyoruz. Üretim ve ihracata yönelik destekleri olumlu değerlendiriyoruz.
RİSKLER VE BELİRSİZLİKLER
Küresel ekonominin gündemini; jeopolitik risk ve belirsizliklerin belirlemeye devam ediyor. Ekonomiye ilişkin olarak olumsuz beklentilerin kronikleştiğini, bu süreçte reel sektörün desteklenmesi ayrı bir önem kazandı. Küresel enflasyon beklentileri de bozuldu. Dünya Bankası’nın Nisan 2026 tarihli Emtia Piyasaları Görünümü Raporu’na göre, enerji fiyatlarındaki yüzde 24’lük artışın etkisiyle, emtia fiyatlarının genelinde bu yıl yüzde 16’lık bir yükseliş öngörülüyor. Özellikle enerji maliyetlerinde yaşanan bu yükselişin; küresel enflasyon görünümünü yeniden bozduğunu takip ediyoruz.
FAİZ DÜŞÜŞÜ DURDU
Enflasyonun yükseliş trendine geçmesiyle faizlerin düşüş trendi kesintiye uğradı. Bu gelişmelerin ardından, küresel piyasalarda bir süredir konuşulan faiz indirim beklentilerinin de ötelenmeye başladığını görüyoruz.
Özellikle yükselen enerji fiyatları başta FED olmak üzere merkez bankalarının para politikalarında daha temkinli bir duruşa neden oluyor.
İçerde de aynı eğilim kendini gösteriyor. Merkez Bankası’nın son toplantısında işaret ettiği; enerji fiyatlarındaki oynaklık, gıda fiyatlarındaki yukarı yönlü riskler, jeopolitik gelişmelere bağlı arz şokları ile küresel tedarik ve ulaştırma maliyetlerindeki artışlar gibi riskler faiz politikasına yansıyor.
PARA POLİTİKASI YETERLİ DEĞİL
“TCMB de 22 Nisan’daki toplantısında politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tuttu. Ancak yalnızca para politikası tedbirlerinin yeterli olmadığını görüyoruz.
Üretim, yatırım, ihracat ve finansmana erişimi birlikte ele alan daha bütüncül politikalara ihtiyaç duyuyoruz.
Ayrıca geçtiğimiz hafta TCMB, bu yıla ilişkin enflasyon hedefini 8 puan artışla yüzde 16’dan yüzde 24’e yükseltti. Yıl sonu enflasyon tahminini ise yüzde 26 olarak açıkladı.
-SANAYİCİ KÂR EDEMİYOR, REKABETTE ZORLANIYOR
Bugün yalnızca vergi indirimiyle rekabet gücü oluşturmanın kolay olmadığını da görüyoruz. İşçilik maliyetlerinin birçok Avrupa ülkesi ile yarıştığı, enerji maliyetlerinin yükseldiği, kur baskısının sürdüğü bir dönemde; sanayicimiz kâr etmekte zorlanıyor.
İşçilik maliyetleri ve kur baskısı üretimi tehdit ediyor. Döviz bazlı gelir elde eden ancak maliyetlerini büyük ölçüde TL üzerinden karşılayan üreticiler açısından; işçilik maliyetlerindeki hızlı artış,ve finansman maliyetlerinin yükselmesi rekabet gücü üzerinde ciddi baskı oluşturuyor.
Dolayısıyla, bugün geldiğimiz noktada; Türkiye’de üretim yapan birçok sanayicimiz, Doğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya’daki üretim merkezleriyle maliyet açısından rekabet etmekte zorlanıyor.
Üretimde rekabet ettiğimiz ülkelerin ihracatçılarına sağladığı destekler dikkate alındığında; sanayicimizin uzun vadeli ve uygun maliyetli Eximbank kredileri ve diğer yöntemlerle teşvik edilmesi gerektiğine inanıyoruz.
DİJİTAL DÖNÜŞÜM HIZLANACAK
1 Nisan 2026 itibarıyla ülkemizde de 5G’nin devreye girmesiyle birlikte; üretimden lojistiğe, otomotivden savunma sanayine kadar birçok alanda yeni bir dönüşüm süreci başlayacak. Artık rekabet yalnızca düşük maliyetle değil; yüksek teknoloji, hızlı veri işleme, otomasyon ve nitelikli insan kaynağıyla şekilleniyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde, sanayimizin dijital dönüşüm sürecine uyum sağlayabilecek insan kaynağını güçlendirmesinin kritik önem taşıdığına inanıyoruz.
İNSAN KAYNAĞININ ÖNEMİ
Geçtiğimiz ay sonunda, gerçekleştirdiğimiz Meslek Komiteleri Müşterek Toplantımızda da az önce belirttiğimiz üretim modellerindeki hızlı değişim konusu vurgulandı. Sanayimizin en önemli sorunlarından biri olarak nitelikli iş gücü eksikliği öne çıktı. Başta CNC operatörleri olmak üzere teknik personel bulmakta ciddi sıkıntılar yaşandığı ifade edildi. Bunun yanında, hep gündeme getirdiğimiz kur politikası, yüksek maliyetler, Çin kaynaklı rekabet baskısı ve dijital dönüşüm sürecine ilişkin değerlendirmeler öne çıktı.
ÇİN FAKTÖRÜ
Birçok sektörümüz; özellikle Çin’in düşük maliyetli üretimi, damping uygulamaları ve ölçek avantajı nedeniyle rekabet baskısını çok daha yoğun hissettiğini ifade ediyor.
Bugün dünyada az önce de belirttiğim gibi üretim modeli hızla değişirken; yapay zekâ, otomasyon, 5G altyapısı ve akıllı üretim sistemleri yeni dönemin temel rekabet unsurları haline geliyor.
Bu süreçte yalnızca üretim kapasitesini değil; nitelikli insan kaynağını, mesleki eğitimi ve firmalarımızın dijital dönüşüm kabiliyetini de güçlendirmemiz gerektiğine inanıyoruz.
TÜRKİYE NEREDE KONUMLANACAK?
Bugün geldiğimiz noktada; küresel ölçekte üretim politikalarının yeniden şekillendiği bir dönemde, asıl önemli olanın Türkiye’nin bu yeni düzende nerede konumlanacağı olduğu çok açık şekilde görülüyor.
Avrupa Birliği’nin, 2035’e kadar sanayinin milli gelir içindeki payını yeniden yüzde 20 seviyesine çıkarma hedefiyle birlikte Türkiye’nin de sanayinin milli gelir içindeki payını yeniden güçlendirmesi gerekiyor. Sanayimizin GSYH içerisindeki payının yüzde 25 seviyelerine çıkarılması; üretim, ihracat, teknoloji ve istihdam açısından kritik önem taşıyor.
Avrupa Birliği’nin hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası’nı sanayimiz açısından dikkatle takip ediyoruz. AB, özellikle stratejik sektörlerde; kamu alımları, teşvikler ve finansman destekleriyle üretimi Avrupa içinde tutmayı hedefliyor.
Özellikle otomotiv, çelik, çimento, alüminyum, savunma ve temiz teknoloji sektörlerinde Avrupa üretimine daha fazla avantaj sağlanması öngörülüyor.
Bu durum; bazı yatırımların ve üretim süreçlerinin Avrupa’ya kayma riskini artırabilir.
Diğer taraftan, Avrupa Birliği; Türkiye’de kamu ihalelerinde Türk üreticilerine sağlanan yerli fiyat avantajı ve yerli katkı uygulamalarını da daha fazla gündeme getiriyor.
Bugün kamu ihalelerinde yerli üreticilere belirli oranlarda fiyat avantajı sağlanabiliyor. Özellikle bazı orta ve yüksek teknolojili ürünlerde yerli üretimin desteklenmesine yönelik uygulamalar bulunuyor. Avrupa Birliği’nin bu uygulamaları daha fazla tartışmaya açması, önümüzdeki dönemde yerli sanayiyi koruyan bazı mekanizmaların daha hassas hale gelebileceğini gösteriyor.
