- KOCAELİ SANAYİ ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANI AYHAN ZEYTİNOĞLU
Türkiye ekonomisi, kısa dönem gündeminde savaş baskısı altında kalan ekonomik dengeleri ve mevcut kazanımları korumalı, orta ve uzun dönemde ise küresel rekabet gücünü artıracak yapısal teknolojik dönüşümleri gerçekleştirmeli. Güçlü, inovatif, yüksek teknolojiyi içeren, rekabetçi bir sanayi çerçevesine ihtiyaç var.
Sanayinin ekonomik kalkınmaya katkısının artırılması önemli. AB başta olmak üzere dünyada sanayinin ekonomik gelişmeye katkısını artırmak üzere projeler geliştirildiğini görüyoruz.
Önümüzdeki süreçte Çin rekabeti kadar AB ile uyumun da önemine işaret etmek isterim. “Made in Europe” kazanımının geliştirilmesiyle entegrasyonun daha da ilerleyeceğini, buna karşın AB dâhil Türkiye’nin en büyük pazarı olan Avrupa’nın tedarikçisi olabilmek için büyük teknolojik dönüşümün hedeflenmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
TEKNOLOJİ EKOSİSTEMİ KURMAK GEREKLİ
ABD ve AB pazarına girmekte giderek zorlanan Çin ile rekabetin artması kaçınılmaz. Bu nedenle yeni teknolojilerin transferi ve ölçeklendirilmesi için çalışmak gerekiyor.
İhracatta yüksek teknolojinin payının giderek artması gerekiyor. İnovasyonu artıracak, teknoloji ekosistemini geliştirecek planlama ve uygulamalara ihtiyaç var.
ÜNİVERSİTELER VE TÜBİTAK İLE İŞ BİRLİĞİ
Kocaeli’de üniversiteler ve TÜBİTAK gibi bilimsel araştırma tabanlı kuruluşlar ile sanayicilerin Ar-Ge ve inovasyon destekli bir teknoloji ekosistemini tasarlaması ve modelleyerek işletmeye başlatmaları gerekiyor. Ülkemizdeki diğer sanayi merkezlerine de örnek olacak şekilde Kocaeli’de ürün ve teknoloji odaklı adımları tasarlamak ve uygulamak gerekli.
YENİ TEKNOLOJİYE UYUM ZORUNLULUĞU
Değer zincirinde teknolojik dönüşüm, günümüzün küresel rekabetinde çok daha belirleyici. Dünyada iklim gerekçeli mevzuata uyum da sanayide teknolojik dönüşümü zorunlu hale getirdi. Uyum sağlayamayanlar oyunun dışında kalacaklar.
GÜÇLÜ SANAYİ ÇERÇEVESİ
Yatırım ortamının iyileştirilmesini de kapsayacak şekilde güçlü bir sanayi politikası çerçevesine ihtiyaç duyuyoruz. Bu politika gereğince ayrıntılı bir planlama ile ürün bazında teknolojilerin kazanılmasının da hedeflenmesi gerekiyor.
TETİKTE OLMALIYIZ
İran-ABD ve İsrail arasındaki savaşın baskısı altında kalan makro ekonomik dengeleri korumanın önemine de dikkat çekmek isterim. Küresel politik ve ekonomik risklere hassasiyet makro ekonomik istikrarın derecesiyle yakın ilişki içinde. Son dönemde ekonomideki toparlanma riskleri azaltıyor ama yine de ‘olumsuz senaryolara’ göre de tetikte olmak gerekiyor. Savaş uzadıkça dünya açısından olumsuz ekonomik etkiler artacaktır.
PETROL FİYATLARINDAKİ ARTIŞ
Savaşın Türkiye ekonomisine yönelik etkilerine ilişkin şunları söylemek mümkün: ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan savaş küresel ekonomide önce belirsizlik yarattı. Ancak savaşın uzun süreceğine ilişkin beklentiler artarken, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması, petrol ve doğalgaz fiyatlarında artışa yol açtı. Araştırmalara göre petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, cari açıkta en az 2,5 milyar dolar ve enflasyonda da yaklaşık 1 puan artışa yol açıyor. Orta vadeli programda 65 dolar olarak planlanan petrol fiyatı şu an itibariyle 85 dolar civarında. Belki daha da artacak, 100 dolarlık beklentiye sahip analistler de var. Böyle bir olasılıkta cari açığın ve enflasyonun daha fazla artması kaçınılmaz olacak.
ENFLASYON ARTIŞA GEÇER Mİ?
Net enerji ithalatçısı Türkiye’nin böyle bir şoktan olumsuz etkilenmesi doğal. İlk etkiler akaryakıt fiyatlarında yükselişle kendisini gösterdi. Şimdi ister istemez bu artış mal fiyatlarına da yansıyacak. Enerji ve emtia fiyatlarındaki artış maliyet kaynaklı enflasyonist baskı sürecine yol açmış olacak.
EN KÖTÜ SENARYOLAR GERÇEKLEŞMESİN
Savaşın petrol fiyatlarını sıçratan bu etkisi bile Türkiye ekonomisi açısından ciddi risk içeriyor. Bugüne kadar dezenflasyonist mücadele ile elde edilen kazanımlar risk altında ve savaş sürdükçe bu risk artacak. En kötü senaryolarda, artan enerji faturasını karşılamak için gereken döviz artacağı için kur üzerindeki baskı da artacak. Bu baskının azaltılması için bir yandan sıkı para politikası uygulanırken, bir yandan faiz düşüşü duracağı gibi faizde tersine hareket de başlayabilecek.
UMALIM KRİZ KISA ZAMANDA SONUÇLANIR
Kur üzerindeki baskının kur artışı ile sonuçlanması halinde döviz girişleri ve döviz rezervi oluşturulması bundan olumsuz etkilenebilir. Aynı şekilde yerli yatırımcıların döviz ve altın talebi artabilir. Enflasyon artışı ile birlikte yatırımlar gerilerken büyüme yavaşlayabilir, ekonomi soğuyabilir.
Kuşkusuz yüksek enerji maliyeti Avrupa ekonomilerini de zora sokar. Olası büyüme kaybı bizim ihracatımızı da olumsuz etkiler. Cari açık büyük ve dış finansman ihtiyacı artar. Buna karşın risk de artacağı için borçlanmanın maliyeti de artar.
Yaşanılan bu krizin kısa zamanda sonuçlanmasını umut etmek zorundayız. Ancak sorunun çözümlenmesi zaman gerektirdikçe dengeler bozulacağı için bu sürece hep birlikte çok iyi hazırlanmalıyız. Gelişmeleri yakından izlemeli, ekonomik kazanımlarımızın ‘sil baştan’ olmaması için kamu ve özel sektörün olası olumsuz gelişmelere anında müdahale edebilecek anlayışla çalışmaları gerekir.
Sanayi payını ve ekonomiye katkısını daha da büyütmek zorundayız
Büyüme rakamları açıklandı. Türkiye ekonomisi yılın tamamında yüzde 3,6 büyüdü. Ne yazık ki yüzde 2,9 artış gösteren sanayi sektörünün ve yüzde 3,1 artış gösteren imalat sanayinin büyümeye arzu edilen katkıyı veremediğini gördük.
Bu arada tarım sektörünün yüzde 8,8 daralmasının sektörel bir dengelenme ihtiyacı ortaya koyduğunu, yüzde 10,8’lik artış gösteren inşaat sektörünün büyümeyi tetiklediğini bunun da sağlıklı olmadığını değerlendiriyoruz.

